minho

hayatım altüst olmadan dört gün öncesi,

PAZARTESİ

sabah uyandığım gibi hazırlanmaya koyuldum. geç kalmak üzereydim, patron beni mahvederdi. başıma bir şey gelsin istemiyordum. doğru düzgün saçımı bile taramadan evden çıktım. taksi beklersem hayatta yetişemezdim ve otobüs gideli fazla olmamıştı, koşmaktan başka çarem yoktu.

şirkete vardığımda üç dakika ile kovulmaktan kurtulduğumu fark ettim. sıkıcı iş günlerinden bir tanesi olacağını zannederken bugün gelecek olan müşteriden de davasında da haberim yoktu…

saat öğlen üç civarında kapım tıklatıldı ve yeni müvekkilim geldi. tahmin edeceğiniz üzere ben bir avukatım, en azından şuan için.

içeri giren adamın dosyasını elime aldım. hiç sabıka kaydı yoktu. yaşı da otuz yediydi. bu yaşında nasıl b*ktan bir şey olmuştur kim bilir. “avukat hanım ben birinden şikayetçiyim ona dava açmak istiyorum.” ‘al başına belayı avukat hanım’ dese daha makul olurdu dayı demek isterdim de hukukta her istediğiniz olmuyor maalesef. akşama doğru davayı aldığım kararlaşmıştı.

davacı: Hong Sungmil davalı: Lee Minho Şikayet nedeni: alınan borcun geri ödenmemesi

klasik davalardan birine benziyordu. kolaydır hemen sonuçlanır ve para hızlı gelir. bir an önce bitsin bana yeterdi. saat akşam sekiz eve gitmek için yola koyulmuştum. ardından telefonum çaldı. “Sevgilim <3” hongjoong arıyordu. dur bir saniye o pislik hala sevgilim diye mi kayıtlıydı? ah aptal Choi Jieun, onun ismini değiştirmemiştim.

flashback (1 hafta önce)

duruşmadan çıkmış emniyete gidiyordum. o sırada emniyette çalışan polis bir arkadaşımın doğum günü hediyesini evde unuttuğumu fark ettim. direksiyonu eve doğru kırdım. hazır gitmişken bir alt katımda oturan sevgilime de uğramalıyım diye düşündüm. yukarı çıkarken evin kapısının açık olduğunu fark ettim, eve girdim yatak odasından gelen seslerle neler döndüğünü zaten anlamıştım. koşarak evden çıktım. ağlamamalıydım, bugün arkadaşımın doğum günüydü onu üzmemeliydim. yukarı çıkıp hediyemi aldım ve arabaya bindim. ağlamamak için zor duruyordum. bana bunu nasıl yapabilmişti…

flashback end

bütün bunlardan sonra o pislikle aynı apartman da asla yaşamazdım. seul'un en berbat yerlerinden birinde yaşadığımı söyleyebilirdim. artık şehir merkezine daha yakın bir yerde oturuyorum ve kafam rahat. bunları düşünürken çoktan eve varmıştım. anahtarımı çıkarıp kapıya yerleştirdiğimde içeriden cam kırılma sesi geldi, TANRIM EVİMDE BİR HIRSIZ VARDI! 

hızla eve girip portmantonun üstünde duran sırt kaşıyıcısını elime aldım ve mutfağa girdim. oh bu yakışıklı hırsız olamazdı, aslında yakışıklı az kalır taş olur, kaya olur ama çocuk feci yakışıklı. derken ona sinirle bakıyordum ve sonrası karanlık….