Part

Kendimi bu kadar yalnız hissetmek omurgamı çürütüyor. Öyle acı ki, attığım her adımda tabanlarımdan beynime kadar hissediyorum bu sızıyı. Hissetmekten iğreniyorum. Öyle sikindirik, öyle çıkışsız bir yere geldim ki artık ne acımı kusmak, ne acımı dindirmek ne de başka bir şey istiyorum. Eskiden, yalnızlık üstüme çöktüğünde bir Allahım vardı ama biz birbirimizi bıraktık. İnan, bu da etimi kesiyor. Sanki tüm hayatımı gecenin o son metro saatine sıkıştırmışlar. benden başka kimse yok titreyen, soğuk bir florasan ışığı ve tünelin derinliklerinden gelen o uğultu... Kapılar yüzüme kapanmak üzereymiş ve ben sonsuza dek yeraltında, bu boşlukta mahsur kalacakmışım gibi telaşlı  bir o kadar da felçli hissediyorum.

Hayır, sıradan bir aptalım ben. İmkanım olsa bile daha fazlası olmak istemezdim... Ya da istedim de beceremedim, bilmiyorum. Ergenlik denen o hastalıklı evreyi atlatmış görünsem de, o enkazın altında kendimden neleri eksik bıraktım hiçbir fikrim yok. Sürekli üzgün olmaktan yoruldum, midem bulanıyor artık. Şimdi o hüznün yerini, çaresiz, kokuşmuş bir nefret aldı. Çocukken zonklayan çürük bir dişim olduğunda, onun bir sihirle damaklarımdan sökülüp önüme düştüğünü, sonra da tek bir çekiç darbesiyle tuz buz olduğunu düşlerdim. Şimdi o çürük diş beynimin içi, kalbim, omurgam... Bütün bedenim aynı irinli sancıyla zonkluyor. İstiyorum ki göğüs kafesim yarılsın, tüm uzuvlarım o diş gibi önümde ufalanıp toz olsun. Kendimi paramparça edip, zerrelerime kadar hiçliğe karışmak istiyorum.


 

Biliyorum, hayat her şeye rağmen dönmeye devam ediyor ve kendi içinde acımasız bir güzelliği var. Benim için de bir şeylerin değişmesini isterdim. Ama kendi kendimi o kadar deştim, kendi içime o kadar zarar verdim ki, buradan bir dönüş bileti var mı bilmiyorum. Aslında cevabı biliyorum. Ne o cüret, ne cesaret, ne de o inanç kaldı bende. Artık sadece dökük boyalı, rutubetli bir duvarın köşesine yığılıp, o soğuk taşa yaslanarak sessizce beklemek istiyorum.


 

Ne bir iyilik ne bir kötülük görmek istemiyorum kimseden. İnsan denen o yaratık olmaktan çıkıp kendimi köşeye sıkışmış bir hayvan gibi hissediyorum. Sadece yemek tıkınmak, sıçmak ve uyumak... Bu iğrenç döngüyü kırmaya niyetlendiğim her gün, o döngünün en sadık dişlisi oluyorum. Ama hayır, kendi aciz varoluşum ne kadar gerçek, ne kadar etten kemikten olsa da, o bayat salvolardan hala kaçmak, o hamleleri savuşturmak istiyorum.

Başkasının gözünden ne kadar hayvan, ne kadar insanım bilmiyorum. Belki empati safsatası, belki de aynı şeylerin kendi başıma gelmesinden korktuğum o ilkel korku yüzünden, her nefes aldığımda tek bir ilkem oldu: İnsanları üzmemek. Onları kırmak istemedim. Benim düştüğüm bu çukura düşmelerini, kendi karanlık düşüncelerinde boğulmalarını istemedim. Ben masum bir çocuktum, diğerleri de canavar değildi elbet; her şeyi basitleştirip salaklaşmak en son isteyeceğim şey. Ama biliyor musunuz? Gerçekten kalbim ağrıyor. Elimde güç olsun, keder olsun ya da sahte bir mutluluk... Ben sadece elimden tutulsun istedim. Yalandan da olsa bir sevgi hissetmek... Küçük bir zerresine ya da tamamına göz dikmeden, sadece varlığını bilmek. Ne olurdu bu kadar bencil, bu kadar sağır olmasanız? Kalbimi öyle bir eziyorsunuz ki, yine de "Ben iyiyim, sizler şerefsizsiniz" deyip işin içinden sıyrılamıyorum. Sizin o rahatlığınızın aksine, ben hala durmaksızın kendimi deşiyor, hücrelerime kadar kendimde noksan arıyorum. Ve inanır mısınız, o kusurları bulmakta hiç zorlanmıyorum.


 

Her gün uyanmak, günün daha aydınlık olacağına dair ufacık bir umut bile besleyemeden, hasta, uyuz bir köpek gibi olduğum yerde kıvranıp ağlamak beni çok yoruyor. Bitirmek, başarmak istediğim o güzel şeyleri elime yüzüme bulaştırdım, her seferinde bir yerden patlak verdim. Bilmiyorum... Sadece ölmek, bu sirk gösterisini bitirmek istiyorum olabilecek tüm o güzel ihtimallerin de canı cehenneme. Küfürler savurmak hiçbir boku değiştirmiyor. Sizin  mutluluğunuzu asla kıskanmıyorum. Aksine, benim çürümekte olduğum bu fosseptik çukurunda debelenmediğiniz için sizin adınıza mutlu bile oluyorum. Ama ne olurdu sanki... Ne olurdu gerçekten birbirimizin gözünün içine bakıp sırıtabilsek? Şu iğrenç egolarımız, şu kör düşüncesizliklerimiz olmasa.

Hak ettiğini düşündüğüm insanların kalbini kırıyorum bazen ama sonra bunu yaptığım için kendi kendimi yiyorum. Bazen pes ediyorum. Tamam diyorum, "Ezin geçin beni, bitirin" Ama olmuyor. Zaman geçmiyor. Sizler üzerimden geçip gitseniz de, o saatler duruyor. Her zaman yüzüme basan farklı ayaklar, ama hissettiğim hep aynı acı. Ben artık acı çekmek istemiyorum. Benim siktiriboktan bir manifestom yok, tüm o afili külliyatları sikeyim. Ben, var olan her ihtimalin boğazını kesmek istiyorum.


 

Aslında... Sadece beni haksız çıkarmanızı istiyorum. Kendinizi düşündüğünüz kadar beni de, benim şu ağrıyan kalbimi de düşünmenizi. Siktiğimin rasyonelliği... Bütün mantık süzgeçlerini yırtıp atmak, sadece kemiklerimi kırarcasına birine sarılıp saatlerce ağlamak istiyorum. Gözünde bir dev ya da bir böcek olmadan; sadece 'ben' olarak kalabildiğim o dilsiz boşlukta durmak... Sürekli tekleyen, ağrıyan kalbimin üstüne soğuk elini koysun. Dizleri asfaltta parçalanmış bir çocuğu yerden kaldırır gibi alsın benden bu ağır suçu. Benim sakarlığımı affetsin, gitsin düşüp kanadığım o lanet betona küfretsin. "Senin suçun yok" desin, öpsün o kanayan yaramı. Ya da görmezden gelsin, yok sayasın beni ama yaramı daha da kanatmasın. Daha kötüsü, tam kabuk bağladı derken gelip o kabuğu tekrar kavlatmasın. Çünkü yemin ederim, artık dayanacak gücüm kalmadı.


 

Her şeye rağmen... Her boka rağmen umut etmek istiyorum. Kendimi öldürmek istediğim ama sırf o üşengeçliğim, o atalletim yüzünden yapamadığım bu eziklik gitsin, yerine güzel bir şeyler gelsin. Boğazım yırtılana, kanayana kadar çığlık atmak, kendi gözyaşlarımın yarattığı o bataklıkta boğulmak istiyorum. Hayır, sakın beni kurtarmaya kalkmayın. Kurtarıyormuş gibi yapıp beni daha derin sularda, daha karanlık diplerde boğacaksınız, biliyorum. Ben kendi acımı, kendi boğulmamı seçerim.


 

Ve evet, ertesi gün hatırlamayacaksınız ama hatırlamayın da inanın istediğim bu

değil, siktir edin, unutun gitsin. Ne ben bu dünyada var olmuş olayım, ne de bu çektiğim acılar. Siktir git, ben "özel" falan olmak istemiyorum. Ben kimsenin sesi, kimsenin çığlığı değilim. Sadece ufacık bir çakıl taşı kadar hafiflemek, rahatlamak istiyorum. Ama sonra ne yapıyorum biliyor musunuz? O çakıl taşını alıp defalarca kendi kafama atıyorum. Sizlere acıdığım kadar şu hayatta kendime acımadım. Ama derdim "Bakın ben ne kadar fedakarım, ne kadar bencil değilim" masalı okumak değil. Bana yapıştırdığınız tüm o iğrenç sıfatları kabul ettim, üstüme giydim. Umursamıyormuş gibi yaptım ama, kendime bile itiraf edemesem de her biri canımı çok yaktı. Ben sizin canınızı yakmak istemedim... Sadece artık durun istedim. Kendimden de istedim bunu, her şeyin, o uğultunun kafamın içinde durmasını çok istedim. Ama olmadı.