Nebe Gazetesi 278 Sayı Baş Makale Dikkat Et! Onların Ateşlerini Görmemen Gerekir
Nebe Gazetesi 278 Sayı Baş Makale
Dikkat Et! Onların Ateşlerini Görmemen Gerekir
Dalâlet ehlinin İslam Devleti'ne ve askerlerine karşı uydurdukları birçok yalan ve iftiraların, doğru olup olmadığına hiç bakmadan ve araştırma yapmadan, insanlardan bazıları inanırlar ve daha sonra da o yalan ve iftiraları tekrarlamaya başlarlar. Öyle ki artık ömürleri boyunca bunu tekrarlamaktan, bırak yalanlamayı ve söyleyenini yalancılıkla itham etmeyi, öyle bir hale gelir ki artık inanmak için araştırmayı gerektirmeyen mütevatir hakikatlere benzer.
İslam Devleti, müşriklerle ve farklı tâifelerden oluşan mürtedlerle savaşmakla meşgul olduğu için, düşmanlarının kendisine yönelttiği tüm bu yalanlara cevap vermeye kendini adayamaz. Sebebi ise düşmanlarının çok olması ve her yalanlarının açığa çıkmasıyla hızlıca yeni yalanlar uydurmalarıdır.
Ayrıca sürekli tepki politikası izlemek, bazen bazı yalanların gerçek gibi görülmesine yol açabilir. Düşmanlar, çünkü onun bu konudaki sessizliği bunu kabul ettiği anlamına gelir diyerek, İslam Devleti'nin inkâr etmediği herhangi bir şeyin bir gerçek olduğunu iddia edecekler. Ancak ne kadar öyle olsa da, yanıt konusundaki sessizlik mutlaka bu sözün kabulü anlamına gelmeyebilir. (Çünkü cevap vermemesinin sebebi) söylenen şeyin kendisine ulaşmadığından ve duymadığından veya büyük ve nazik insanların sefihlerin sözlerini görmezden geldiği gibi görmezden geldiğinden, ya da daha büyük ve daha tehlikeli bir şeyle meşgul olduğundan kaynaklanabilir. Öyle ki, aynı konuya bir kere veya tekrarlarca cevap verilmiş bile olabilir. Bu durumda, her defasında tekrar tekrar cevap vermek gerekli değildir. Ve nefsin kaldıramayacağı şeylerden biri de kendimizi söylenen her şeyi takip etmeye ve ona cevap vermeye adamaktır. Bu hangi söz olursa olsun ve kim söylerse söylesin, bu söz o kimseden veya başkasından ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın.
Dalâlet ehlinin İslam Devleti hakkında yaydıkları ve bugünlerde sık sık tekrarladıkları yeni yalanlardan biri de İslam Devleti’nin küfür diyarında yaşayanları umumen tekfir ettiği ve İslam’ını tahkik etmediği (araştırmadığı) kimseye İslam hükmünü vermediği yalanıdır. Yine onların hepsinde asıl olanın küfür ve riddet olduğunu, topluca hepsinin kanlarının ve mallarının helal olduğunu, kestiklerinin haram, nikahlarının da iptal olduğunu söylediği yalanıdır.
Ve İslam Devleti'nin bu iftirayı farklı yerlerde hem sözlü olarak hem fiili olarak yalanlamasına rağmen, bu yalanlar halen yayılmaya devam etmekte. Tevili açık olan muhkem söz ve fiilleri terk edip, hatalı tevillerine dayanarak yalan iddiaları ifade edebilmek için, sözlerde ve fiillerde müteşabih olanı giydirip, adanmış kimseleri ve ahmakları kandırıyorlar.
Bu da (zaten) yalan davalarını ortaya çıkarıp ve tüm insanlara da sahtekarlıklarını gösteriyor.
Şüphesiz İslam Devleti, tüm yeryüzünün üstünde ve semanın altında İslam’ını izhar eden herkese İslam hükmünü verdiğini, kendi diliyle defalarca açıklamıştır.
İslam Devleti açık/kesin küfrünü izhar eden kimse dışında kimseyi tekfir etmez. Açık küfrü izhar eden kimsenin de seçim yapabilecek derecede aklı başında olması gerekir. Bu kendisine hüküm verilen kimse ister küfür diyarında yaşıyor olsun ister İslam diyarında fark etmez.
İslam Devleti küfür diyarında yaşayanlara hüküm verirken onların arasında ayrım yapar. Nitekim bu mesele birkaç yıl önce
(Menhec Silsilesinde) tafsilatlandırıldı. Orada bazı şüphelere açıklık getirildi. Ancak şüphe ve tevili kabul etmeyen en açık ve en belirgini ise, bunun hükümlerinin küfür diyarında ve İslam diyarında yaşamaları fark etmeksizin bütün insanların arasında uygulanmasıdır.
İnsanların hepsi de bilir ki, İslam Devleti birçok toprak parçasını kontrolü altına aldı ve oralar kâfirlerin anayasası ile hükmedilen küfür diyarlarıydı. Ancak Hilâfet askerleri oralarda kâfirlerin
hükmünü izale edince, o topraklar İslam
şeriatının dışında hiçbir cahiliye anayasasının yüceltilmediği İslam diyarı oldu.
Ve o mıntıkalarda yaşayan ve kendisini
İslam'a nispet eden tüm herkese, muamele konusunda verilen hüküm açıktı. Onların sayıları milyonlarca idi ve onlara zahirlerine göre Müslüman muamelesi yapıldı. Nitekim Irak ve Suriye'de yaşandığı gibi.
Küfür ve riddet taifelerine müntesip olan, Müslümanlara karşı müşriklere yardım eden ve bunlar gibi olup açık küfür izhar edenlerin dışında kimseye riddet hükmü verilmedi.
Ve aynı şekilde Hilâfet askerleri küfür diyarının farklı mıntıkalarında Allah'ın düşmanları ile savaşmaktalar ve (savaştıkları) mıntıkalarda yaşayanların birçoğu, kendisini İslam'a nispet etmekte.
(Hilâfet askerleri o bölgelerde) sadece kâfir, mürted ve onların askerlerin den, polislerinden ve dostlarından olup da (insanları) kendilerine karşı savaşa açıktan teşvik edenleri ve kendilerini tekfir edenleri hedef almaktadırlar.
Aynı zamanda o bölgelerin sakinlerinden herhangi birinin, saldırılarının etkisinden
dolayı zarar görmelerinden mümkün olduğunca kaçınmaktadırlar. Müslüman sakinlerinin mürtedler ile karışık olması ve aralarında ayrım yapmanın zor olması
Bunun nedeni, Mücahidler herhangi bir Müslümana istemeden de olsa zarar vermekten sakınmaktadırlar. Çok sayıda saldırıyı erteleyip öyle ki bazen iptal dahi ediyorlar. Daha önce Müslümanlar, Mücahidlerin fiyatı olan yaklaşmamaları için uyarılmış olmalarına rağmen.
Ve kâfirlerin arasında yaşayan Müslümandan beri hükmüne (gelince), bu ondan beri olmak demek değil, kanından ve ona gelen ezadan beri olmak demektir. Eğer kendilerinin ile aralarına karıştıkları kâfirler arasında ayrım yapmak zorsa, bu onların eza görmelerine veya öldürülmelerine sebep olur.
Nitekim Cüreyr bin Abdullah (ra)'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah صلى الله عليه وسلم Has'amın kabilesine bir seriye gönderildi. Orada bazı (Müslüman olmuş) insanlar, (İslam ordusunu ülkeye getirip Müslü adamlarını göstermek için) yürüyerek secdeye vardılar. Ancak bu kimseler sü rantla öldürüldüler. Bu haber Peygamber صلى الله عليه وسلم'e erişimca ölü başına yarım fidye bilgileri verilir ve buyurdu ki: “Ben müşriklerle beraber oturan Müslümandan beriyim”
Sahabeler: “Niçin ya Rasûlullah ?” dediler.
Rasûlullah صلى الله عليه وسلم: “Çünkü
Müslümanların yaktığı ateş ile, onların yaktığı ateşin birbirini görmemesi gerekir.” dedi.”
Aynı şekilde İslam Devleti'nin safında olup, kendilerinin nispetlerinden bazı şeyleri gördükten sonra saflarını ayırıp, Müslümanların cemaatinden araştırdıkları arasında fark olduğu bilinmektedir.
O (İslam Devleti) kâfirlerin hükmettiği topraklarda yaşayanların umumen kâfir olduğunu ve buna binaen kanlarının ve mallarının da helal olduğu gibi, sapkınlıklarına ve inhiraflarına muvafakat etmez. Kaldı ki Hilâfet askerleri bazı mıntıkalarda bu münharif taifeler ile savaşmaya devam etmekte ve onların düşmanlıklarını Müslümanlardan geri çevirmekteler. Savaşla hedef almakta ve öldürülmektedirler . Ta ki bu bid'atlerinden tövbe edip ve bu şehitlerden vazgeçsinler diye.
İşte bu, sözlük dilden daha açık ve daha
doğru olan lisan-ı haldir. Kim araştırırsa ona beyan ulaşır, kim de soruştursa ona tefsir/fetva ulaşır. Kalplerde eğrilik bulunanlara gelindiğinde, fitne çıkarmak ve (ayetleri hevalarına göre) yorumlamak
için, müteşabih olan ayetlerin peşine dü-
şerler. Allah zalimler sisteme hidayet etmez.
Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah'adır.
