TEKFUR SARAYI
Tekfur Sarayı, 10. Yüzyıla kadar dayandığı düşünülmektedir.16. yüzyılda Avrupalılar tarafından Konstantin Sarayı (Palatium Constantini) olarak adlandırılan saray daha sonra Porfiroğenitus Sarayı olarak bilinen bu yer Bizans mimarisinin görece bozulmamış örneklerinden biridir. 13. yüzyılın sonlarında veya 14. yüzyılın başlarında, Blaherne saray kompleksinin bir parçası olarak inşa edilmiştir. 10.-14. yüzyıl arasında yapılmış olduğu da tahmin edilmektedir. Tekfur Sarayı ,Türk kültür tarihinde ‘İmparatorluk Evi’ olarak da bilinmektedir.
Tekfur Sarayı, Bizans saraylarının son ihtişamlı döneminde imparatorlar tarafından kullanılan saraylar arasında yer almaktaydı ve muhtemel bir isyana karşı imparatorların korunması için ideal bir konumda bulunuyordu. Ancak İstanbul’a 57 yıl süren Latin istilasında, Tekfur Sarayı ve çevresindeki diğer imparatorluk yapıları neredeyse tamamı yakılıp yıkıldı. Binaların çatı kaplamasındaki kurşunlar dahi eritilerek Venedikli tüccarlara satıldı.
Tekfur Sarayı Bizans imparatorluğu tarafından İstanbul'un fethine kadar kullanılmış olan önemli bir saraydır. Ayrıca 1. Manuel Kommenos'da Tekfur Sarayı alanında bir saray yaptırmıştır. Tekfur Sarayı on yedinci yüzyılda hayvanat bahçesi olarak kullanılmıştır. On sekizinci yüzyılda ise bir seramik atölyesi olarak kullanılmıştır.
Tekfur Sarayı günümüzde müze olarak kullanılan bir saraydır. Saray pek çok kez restore edilmiştir Ayrıca Dünyaca ünlü olan kaşıkçı elması günümüzde Tekfur Sarayı'nın çöplüğünde bulunmuştur. İstanbul Belediyesi tarafından Tekfur Sarayı üzerinde tarihi kazı çalışmaları hala devam etmektedir.
TEKFUR SARAYI NEREDE?
Tekfur Sarayı İstanbul'da bulunmaktadır. Bizans İmparatorluk Sarayı kompleksinden günümüze kalan tek saray olarak bilinir. İstanbul'da, Fatih İlçesi sınırları içerisinde kalan Edirnekapı semtinde; kara surlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Konum olarak Edirnekapı ve Eğrikapı arasında kalan kalın duvarlı saray "Tekfur Sarayı" olarak adlandırılır.
TEKFUR SARAYI ÖZELLİKLERİ
- Tekfur Sarayı iki ayrı dönemde inşa edilmiş bir tarihi saraydır.
- Saray'da on iki tonozlu bölüm bulunmaktadır.
- Sarayın zemin katı ile birinci katı zemini arasında farklı zemin uygulaması yapılmıştır.
- Tekfur Sarayı dikdörtgen bir plan ile şema edilmiştir.
- Tekfur Sarayı iki katlı olarak inşa ettirilen bir tarihi saraydır.
- Bir adet de avlusu bulunmaktadır.
- Tekfur Sarayı'nda ahşap malzeme ile yapılan bölümleri bulunmaktadır. Daha sonraları cam ve çini atölyesine dönüşen saray, ürettiği çinileriyle şöhret kazandı. Hatta birçok cami inşaatında “Tekfur Sarayı çinileri” tercih edildi.
- Yapı malzemelerinde ise taş ve tuğla malzemeleri kullanılmıştır.
OSMANLI DÖNEMİNDE TEKFUR SARAYI
Osmanlı, Tekfur Sarayı'nı, saray olarak kullanmamıştır. 15. yüzyılın ikinci yarısı saray bölgesinde Selanik civarından Yahudi aileler yerleştirilmiştir. 16.yüzyılda kısmen yıkılmış olan saray ve civarındaki eski bir sarnıç bir dönem sultanın hayvanlarını barındırmak için kullanılmıştır. 17. yüzyıldan itibaren sık sık “Tekfur Sarayı” adıyla anılan yapıya seyahatnamelerde ayrıntılarıyla değinildiği görülür. 1719 yılında, sarayın avlusunda Sadrazam İbrahim Paşa’nın kararıyla, İznikli ustalar tarafından işletilen bir çini atölyesi kurulmuştur 1721 yılında ise Başmimar Mehmed Ağa tarafından atölyeler, bir fırın ve değirmen yaptırılmıştı. Bu atölyelerde üretilen çiniler III. Ahmet Çeşmesi’nde, Kasım Paşa Camii'nde ve Hekimoğlu Ali Paşa Camii'nde kullanılmıştır. Ancak kısa bir süre sonra çini atölyesi kapanmıştır.
Fetihte Alınan İlk İmparatorluk Binası Saray, Edirnekapı ve Eğrikapı arasındaki sahada fethin en sıcak muharebelerine şahit oldu. Saray, sonraki dönemlerde onarılarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. Piri Reis’in çiziminde üstünde çatısıyla birlikte resmedilen Tekfur Sarayı, 17. yüzyılda tekrar harabeye döndü.
OSMANLI DÖNEMİNDE TEKFUR SARAYI Osmanlı, Tekfur Sarayı'nı, saray olarak kullanmamıştır. 15. yüzyılın ikinci yarısı saray bölgesinde Selanik civarından Yahudi aileler yerleştirilmiştir. 17. yüzyıldan itibaren sık sık “Tekfur Sarayı” adıyla anılan yapıya seyahatnamelerde ayrıntılarıyla değinildiği görülür. 1719 yılında, sarayın avlusunda Sadrazam İbrahim Paşa’nın kararıyla, İznikli ustalar tarafından işletilen bir çini atölyesi kurulmuştur 1721 yılında ise Başmimar Mehmed Ağa tarafından atölyeler, bir fırın ve değirmen yaptırılmıştı. Bu atölyelerde üretilen çiniler III. Ahmet Çeşmesi’nde, Kasım Paşa Camii'nde ve Hekimoğlu Ali Paşa Camii'nde kullanılmıştır. Ancak kısa bir süre sonra çini atölyesi kapanmıştır.