fiiinaaaleee1


Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'in hayali, milyarlarca insanın hayatının bir parçası haline geldi. Ancak, bu başarı hikayesinin karanlık bir yanı var. Facebook, kullanıcı verilerini toplama ve analiz etme konusunda oldukça istekli davrandı. Bu istek, bazen şirketi zor durumda bıraktı ve birçok dava ile karşı karşıya kalmalarına neden oldu.
Büyük veri kullanımının şirketler için ekonomik anlamda fayda sağladığı kabul edilmekle beraber kişisel verilerin toplanması, kullanımı, işlenmesi ve yönetilmesi gibi noktalar, güvenlik ve etik anlamında önemli sorunların doğmasına sebep olmuştur. Cambridge Analytica skandalı da bunun en belirgin örneği oldu. 2018’de, Facebook hesapları aracılığıyla milyonlarca kullanıcıdan elde edinilen verilerin yani The Guardian'a göre kullanıcıların politik görüşlerini tanımlayabilecek kadar detaylı verileri Donald Trump’ın ABD başkanlığına seçilmesi ve İngiltere’nin Brexit Referandumu gibi olaylarda bireylerin verecekleri oylar üzerinde yönlendirme yapmak için kullanıldığı iddia edilmiştir (Fuller, 2019: 14). Veri ihlali skandalına neden olan Facebook ve Cambridge Analytica şirketleri, kamuoyunda gizlilik standartları ve etik konusunda tartışmalara yol açmıştır (Spyratos vd, 2018: 3). Diğer yandan veri toplama, saklama, işleme amaçlı edinilen kişisel veriler sadece internet ortamı olan web veya sosyal medya üzerinden değil, akıllı gözlükler, akıllı saatler, sanal gerçeklik teknolojileri, akıllı oyuncaklar, dijital asistanlar, sanal eğitim platformları ve robot yardımcılar gibi ileri teknoloji ürünlerinden de elde edilerek toplandığı, işlendiği veya ifşalara maruz kaldığı görülebilmektedir ve bunu yaparken kimseye hesap sormadılar veya izin almadılar,(dergipark2608599syf2) ancak yıllar sonra mahkeme karşısına çıktılar. Bu durum, kişisel verilerin en kötü şekilde suistimal edildiği durumlardan biriydi. 2010 ve 2021 yılları arasındaki davalar, Cambridge Analytica skandalı ve sayamadığımız diğer tüm davalar nedeniyle Facebook, neredeyse Mark Zuckerberg'in kurduğu günden beri defalarca mahkeme karşısına çıktı ve yargılandı. Bu davaların bazıları kullanıcıların verilerini ve dolayısıyla kullanıcıları da ilgilendiriyordu. Peki, mahkeme Facebook'tan ne istiyordu?
Birçok şirket, sadece Microsoft, Apple veya Google gibi teknoloji devleri değil, kişisel verilerimizi topluyor ve bizim hakkımızda daha fazla bilgi edinmek için kullanıyor. Şimdiye kadar "tamam" diyebilirsiniz, reklamları daha kişiselleştirerek ilgilenebileceğimiz ürünleri sunmak istediklerini düşünebilirsiniz. Ancak maalesef gerçekler biraz daha karmaşık.
Bunların hepsi aslında çok daha büyük bir resmin küçük parçaları. Toplanan bu veriler sizi sizden daha iyi tanıyor ne tür yemekler seversiniz, hangi tür filmler izlersiniz, siyasi veya dini görüşünüz nedir, aile yapınız nasıl, iş hayatınız nasıl, ŞUAN NASIL HİSSEDİYORSUNUZ evet bu veriler algoritmalar tarafından her saniye toplanıyor ve genellikle uygulamalardaki okumadan geçtiğiniz anlaşmalara göre bu veriler ticari amaçla kullanılıyor veya satılıyor evinizin içinde yanınızda bulundurunuz telefonlar aslında hiç konuşmayan ama sürekli sizi dinleyen sizi çok iyi tanıyan bir kişiymiş gibi düşünebiliriz ama biz bu kişiye ne kadar güvenebiliriz, biz onu ne kadar tanıyoruz? Android bir cihaz kullanıyorsanız farketmişsinizdir telefonunuzun markası ne olursa olsun Google hizmetleri daima telefonda hazır ve silinemez şekilde geliyor bu da en çok dikkat etmemiz gereken şirketlerden birinin de Google olduğunu gösteriyor, ayrıca Facebook'un daha yeni yayınlamış olduğu ve kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaşmış olan Threads uygulamasının AB ülkelerinde kullanılmasının yasak olmasını da düşünmek gerekiyor. Elon Musk'ın son zamanlarda Twitter yaptığı değişiklikler yüzünden yeni bir platform arayıp Threads uygulamasına geçen kişiler için “Denize düşen yılana sarılır” cümlesini kullanmak gayet makul olur. 
Peki veri mahremiyeti neden bu kadar önemli şirketlerin genelde ilk önceliği daha fazla para kazanmak olduğu için verilerimizi kullanırken çok seçici davranmıyorlar, bizi yani kullanıcıları bu konuda pek önemsedikleri yok bu da bize tehlikelinin kapılarını açıyor. Tabi ki tek başına sadece sizin verinizin pek bir önemi yok ama yaşadığınız bölgede sizden de toplandığı gibi herkesten veri toplandığında ve yeterince analiz edildiğinde hedef ülkelerde iç savaş çıkarma dahil öngörülemez birçok eylem yeteri kadar zaman ve veri ile yapılabilir bir hâl alıyor... örneğin Netflix’in kullanıcılarına dair film önerisi sunmak için düzenlediği bir yarışmadaki büyük verinin tehlikesini göstermişti Netflix kişisel bilgilerini yayınlamasa dahi yüzlerce abonesini sayısal film puanlamasıyla ilgili verilerini yayınlamıştı ve bu da kullanıcı kimliklerinin açığa çıkmasına yol açabilecek bir durumu ortaya koymuştur. Austin Üniversitesi ’den bazı araştırmacılar, Netflix’in yayınladığı veriler ile İnternet Film Veritabanı (IMDB) üzerinden yapılan film puanlamaları eşleştirerek kullanıcıların kimliklerinin açığa çıkarılabileceğini göstermişlerdir.(dergipark2608599syf12) 

Teknolojik gelişmelerin artmasına bağlı olarak yapay zeka konusu üzerine yapılan çalışmalarda da artış görülmeye başlanmıştır. Teknolojinin durmaksızın ilerlemesi ile bu çalışmaların artacağı ön görülmektedir. Farklı alanlarda yapılan çalışmalar sebebiyle her disiplin kendine göre yapay zekâ tanımlamaları yapmaktadır. Yapay zekanın ortaya çıkması çok eskiye dayanmadığı için insanların zihninde ne olduğu, nasıl etkileyeceği, ne kadar gelişeceği gibi konularda soru işaretleri oluşturmaktadır. Şimdiden söylenebilecek kesin bir yargı varsa o da yapay zeka, dijitalleşme gibi teknolojik gelişmelerin insanları daha az düşünmeye ittiği gerçeğidir. İnsanlar günlük hayatlarında en basit şeyleri bile çözmeye çalışken ilk olarak bunu yapabilecek makinalara yönelmektedir. Örneğin, matematiksel bir işlem yapmak gerektiğinde zihinden çözmeye kendilerini zorlamadan ya akıllı telefonlardan ya da hesap makinalarından yardım alınmaktadır (Yücel ve Adiloğlu, 2019: 56). Yapay zeka, temel amacının makinaları daha akıllı ve faydalı hale getirmek için insan zekasının yapabileceği davranışları makinaların da yapmasının sağlanması olarak tanımlanabilir. Yapay zekanın geliştirilmesi için insan zekasının nasıl düşündüğünü kavrayarak makinalarında benzer şekilde çalışmalarını sağlayacak bilgisayar işlemlerini geliştirmek gerekmektedir.

 

Teknolojinin hızlanarak gelişmesiyle yapay zekada algoritmalar, derin öğrenme teknikleri ve büyük veri setleri sayesinde sürekli olarak gelişiyor. Teknolojinin durmaksızın ilerlemesi bu çalışmaların artacağınında kanıtıdır. Yapay zekanın ortaya çıkması çok eskiye dayanmadığı için insanların zihninde ne olduğu, nasıl etkileyeceği, ne kadar gelişeceği gibi konularda soru işaretleri oluşturmaktadır. Şimdiden söylenebilecek kesin bir yargı varsa o da yapay zeka, dijitalleşme gibi teknolojik gelişmelerin insanları daha az düşünmeye ittiği gerçeğidir. İnsanlar günlük hayatlarında en basit şeyleri bile çözmeye çalışken ilk olarak bunu yapabilecek makinalara yönelmektedir. Örneğin, matematiksel bir işlem yapmak gerektiğinde zihinden çözmeye kendilerini zorlamadan ya akıllı telefonlardan ya da hesap makinalarından yardım alınmaktadır (Yücel ve Adiloğlu, 2019: 56). Yapay zeka, temel amacının makinaları daha akıllı ve faydalı hale getirmek için insan zekasının yapabileceği davranışları makinaların da yapmasının sağlanması olarak tanımlanabilir. Artık bizde evde daha karmaşık modellere ve daha büyük veri kümelerine biraz iyi sistemlerle bile erişim sağlayabiliyoruz biz bile iyi seviyede bu sistemleri çalıştırabiliyorken her zaman ismini duyduğumuz büyük şirketler bu sistem için milyonlarca dolar harcıyor ve istedikleri gibi kendi yapay zeka modellerini oluşturuyorlar ve bunun için bazen bizim verilerimizi kullanıyorlar geçenlerde Microsoft geliştiği swift klavye uygulaması aracılığı ile topladığı verileri BingAi i geliştirmek için kullandıklarını açıkladı.
Bunun sonucunda, yapay zeka sistemleri kişilerin davranışlarını analiz ederken daha doğru tahminlerde bulunabiliyor. Kişilerin ilgi alanlarını, tercihlerini ve kişilik özelliklerini belirlemede yüzde 90'lara varan doğruluk oranlarına ulaşabiliyor. Bu yetenekler sayesinde yapay zeka, kişiye özel deneyimler yaratmak ve kişiye hitap eden öneriler sunmak için kullanılıyor. Örneğin, sosyal medya platformları kullanıcıların ilgi alanlarına göre önerilen içerikler sunuyor ve ikincil amaçları ise kullanıcıların sistemde daha çok vakit geçirmesini sağlamak oluyor.
Yapay zekanın etki alanı da genişliyor. Artık sadece bireysel verileri değil, toplumsal verileri ve eğilimleri analiz edebiliyor ve akla gelmeyecek sonuçları ortaya çıkarabiliyor.
Örneğin, büyük şirketlerin müşteri verilerini analiz ederek pazar paylarını artırma ve yeni ürünler geliştirme stratejileri belirliyor. Yapay zeka, toplumsal veriler ışığında siyasi kampanyaların yönünü de değiştirebiliyor.
Bu örnekler, yapay zekanın analiz yeteneği ve etki alanının her geçen gün genişlediğini gösteriyor
Yapay zeka tarafından yapılan analizlerle elde edilen bilgiler sayesinde şirketler, insanların alışkanlıklarını anlamaya çalışırken aynı zamanda gelecekteki davranışlarını tahmin etme gücüne sahip olabiliyorlar. Evet, doğru duydunuz! Gelecekte ne yapacağımızı tahmin edebiliyorlar.
Peki bu iyi mi yoksa kötü mü? Belki de ilgilendiğimiz kitapları bize önermeleri hoşumuza gidebilir ama ya politik görüşlerimiz üzerinde manipülasyon yaparlarsa? Nasıl hissederdiniz?
Bu noktada Cambridge Analytica skandalına geri dönmemiz gerekiyor. Bu, Facebook'un başrol oynadığı ciddi bir veri ihlaliydi. Bugün anladığımız şey, bizden toplanan her bir meta verinin altında yatan potansiyel tehlikeler. Bu anlattıklarımız ilk başta zararsız görünse de, bu verileri analiz etmek için yapay zeka ( AI ) kullanımının istenmeyen sonuçları olabilir. Kişisel gizlilik haklarını korumak, veri toplama ve kullanımında açıklığı sağlamak ve etik normlara uymak gereklidir. Ayrıca, yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanımı ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır. Sonuç olarak, yapay zeka ve veri analizi konularında felsefi bir bakış açısı, teknolojinin etik ve toplumsal etkilerini anlamamıza yardımcı olur. Bu konuları ciddiye almalı ve toplumun en iyi çıkarlarını koruyarak hareket etmeliyiz. Yapay zekanın potansiyel avantajlarını değerlendirirken, aynı zamanda etik yükümlülüklerimizi de göz ardı etmemeliyiz. Bilim ve teknoloji, insanlık yararına ilerlemeli ve insanların yaşam kalitesini yükseltmelidir. "Teknoloji, insanlık yararına çalışmalıdır, insanlar teknolojinin hizmetkarı olmamalıdır."