PSİKİ KELİMELER
1. Psikososyal Bakım ve Terapötik İletişim
Psikososyal bakım, hastayı yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, psikolojik, sosyal, kültürel ve spritüel boyutlarıyla bir bütün olarak ele almanın temelini oluşturur. Bu yaklaşım, hastanın hastalığa uyum sağlama ve iyileşme sürecindeki merkezi rolünü tanır. Hemşire, bu süreçte hastanın ve ailenin baş etme becerilerini geliştirerek, hastalığın getirdiği zorluklara karşı dirençlerini artırmada kilit bir görev üstlenir. Etkili bir psikososyal bakım, hastanın yaşam kalitesini yükseltir ve tedaviye uyumunu güçlendirir.
1.1. Hastalığa Verilen Psikososyal Tepkiler ve Anahtar Kavramlar
Hastalık, bireyin yaşamında yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin psikososyal değişimlere yol açan bir kriz durumudur. Bireyin bu duruma verdiği tepkiler, onun hastalık deneyimini ve iyileşme sürecini doğrudan şekillendirir.
- Duygusal Tepkiler: Hastalığa yanıt olarak ortaya çıkan ve bireyin iç dünyasını yansıtan subjektif tepkilerdir. Bunlar arasında Üzüntü, Ümitsizlik, Endişe, Korku, Çaresizlik ve Öfke gibi yoğun duygular yer alır.
- Davranışsal Tepkiler: Hastanın hastalıkla ve getirdiği zorluklarla başa çıkma sürecinde sergilediği gözlemlenebilir eylemlerdir. Gizleme, Ağlama, İçe Kapanma, İnkar, Saldırganlık, Tedaviyi Reddetme, İntihar ve Yalnızlık gibi davranışlar bu kategoriye girer.
- Benlik Saygısında Değişim: "Kişinin kendi değerine yönelik kişisel algısı" olarak tanımlanır. Kronik veya ciddi bir hastalık, bireyin kendine olan güvenini ve değer algısını sarsarak benlik saygısında düşüşe neden olabilir.
- Beden İmajında Değişim: "Kişinin kendi bedenini nasıl algıladığı ile ilgili zihinsel bir resimdir." Cerrahi müdahaleler, organ kayıpları veya hastalığın fiziksel belirtileri, bireyin beden imajını olumsuz etkileyerek psikolojik zorlanmalara yol açabilir.
- Güçsüzlük: "Kişinin kendisi ve belirli olaylar üzerinde algıladığı kişisel kontrol eksikliğidir." Hastalık sürecinde yaşanan belirsizlik ve kontrol kaybı hissi, güçsüzlük duygusunu tetikleyebilir.
- Kayıp: "Bir kişinin değer verdiği herhangi bir şeyin erişilmez duruma gelmesidir." Bu, fiziksel bir fonksiyonun kaybı olabileceği gibi, sosyal rollerin, işin veya bağımsızlığın kaybı gibi soyut durumları da içerebilir.
- Umutsuzluk: "Bireyin kişisel sorunlarını çözmek ya da arzu edilen hedefe ulaşmak için hiçbir alternatifi veya kişisel seçimleri görmediği sürekli öznel bir durumdur." Hastalığın kronikleşmesi ve geleceğe dair belirsizlikler umutsuzluk duygusunu derinleştirebilir.
- Anksiyete (Kaygı): "Evrensel, ilkel, hoş olmayan bir gerginlik ve endişe duygusudur." Hastalık tanısı, tedavi süreci ve geleceğe dair belirsizlikler, yoğun anksiyeteye neden olabilir.
1.2. Başa Çıkma ve Uyum Süreci
Bireyin hastalık sürecine adaptasyonu, mevcut başa çıkma mekanizmalarını ve psikososyal uyum yeteneğini kullanarak gerçekleştirdiği dinamik bir süreçtir.
- Savunma ve Baş Etme Mekanizmaları: Savunma mekanizmaları, "anksiyeteyi azaltmak için kullanılan bilinç dışı süreçlerdir." Baş etme mekanizmaları ise bireyin stresle mücadele etmek için bilinçli olarak kullandığı stratejilerdir. Yaygın olarak kullanılan baş etme mekanizmaları şunlardır:
- Sorunları başkaları ile konuşma ve farklı bakış açıları kazanma.
- Ağlama, bağırma ya da gülme yoluyla yoğun duyguları ifade etme.
- Arkadaşlar, sevilen yiyecekler, sigara, değerli nesneler vb.den konfor arama.
- Gerginliği azaltmak için mizah kullanma.
- Gerginliği gidermek için egzersiz yapma.
- Problem çözümü için adımlı yaklaşımlar geliştirme.
- Sorunlardan kaçmak ya da kurtulmak için uyuma.
- Üzücü durumlardan kaçınma (örneğin, bir çatışmayı önlemek için "hastayım" bahanesi uydurma) gibi uyumsal olmayan mekanizmalar da görülebilir.
- Psikososyal Uyum: Uyum, bireyin hastalığı anlayabilmesi, durumu yönetebilmesi ve yaşadığı deneyime bir anlam verebilmesi ile oluşan "uyum duygusu" üzerine kuruludur. Bu süreç üç temel alanda gerçekleşir:
- Fizyolojik Uyum: Kronik durumların vücut yapısı ve fonksiyonlarında yarattığı kalıcı veya geçici değişikliklere adapte olmayı içerir. Belirtileri kontrol altına almak ve kaybedilen fonksiyonları telafi edecek yöntemleri öğrenmek bu sürecin temel görevleridir.
- Psikolojik Uyum: Hastalık deneyimine verilen duygusal tepkilerle (korku, suçluluk, anksiyete) ve tanı/tedavi belirsizliğiyle başa çıkmayı gerektirir. Bireyin geleceğe yönelik planlarını yeniden yapılandırması bu uyumun bir parçasıdır.
- Sosyal Uyum: Hastalığın getirebileceği sosyal içe çekilmeyi önleme, sosyal çevrede belirtileri ve tedaviyi yönetme, ayrımcılıkla başa çıkma gibi görevleri kapsar.
1.3. Terapötik İletişim Teknikleri
Terapötik iletişim, hemşire-hasta ilişkisinin temel taşıdır ve hastanın sorunlarını anlamak, duygularını ifade etmesini sağlamak ve iyileşme sürecine aktif katılımını teşvik etmek için kullanılan amaçlı bir iletişim biçimidir.
- Tablo 1: Terapötik İletişim Teknikleri
| Teknik | Tanımlama | Örnek |
| Empati | Yardım edenin, kendi duygularından ayrılmış olarak, hastanın duygularını anlamaya çalışır hale gelmesi. | Bebeğini kaybettiğini anlatan bir hastaya yanıt olarak hemşire «çok fazla hayal kırıklığına uğramış olmalısın» der. |
| Açık Uçlu Sorular | Soruların, hastanın bilgi ve duygu paylaşımını destekleyecek şekilde yapılandırılması. | "Doktor sana hastalık tanısını söylediğinde nasıl hissettin?" |
| Aktif Dinleme | Hastanın ne söylediğini kabul etme ve işittiklerinizden ne anladığınızı yansıtma. | "Anladığım kadarıyla danışmanlık için gelmeyi sonlandırmayı planlıyorsun." |
| Açığa Kavuşturma | İletişim kurmaya çalışan hastayı anlamayı artırma. | "… olanları anlamış olduğumdan emin değilim. Onların üzerinde tekrar konuşabilir miyiz?" |
| Sessizlik | Düşüncelerini toplaması ve kesintisiz olarak bir konuyu düşünmesi için hastaya zaman verme. | (Hemşire, hastanın zor bir konuyu anlattıktan sonra duraksamasına saygı gösterir ve sessiz kalır.) |
- Tablo 2: Terapötik İletişimde Engeller (Non-Terapötik Teknikler)
| Teknik | Olabilecek Sonuç | Örnek |
| Tavsiye Verme | İletişimi ve duyguların paylaşımını engeller. Hasta sizin onu dinlemediğinizi düşünebilir. | "Okula geri dönmelisin." |
| Yanlış Güvence Verme | Hastanın duygularını tam olarak anlamadığınızı iletir. | "Daha iyi yapacağından eminim." |
| Yargılama | Hasta reddedilme duygusu yaşar. | "Eşin akciğer kanseri, hala sigara içiyorsun?" |
| Çoklu Soru Sorma | Hasta hangi soruyu önce cevaplayacağını bilemeyebilir. | "Kiminle yaşıyorsun? Bu seçim senin tercihin mi?" |
| «Neden» Sorusu | Hastayı korkutarak iletişimi engelleyebilir. Bazen neden yaptığımızı bilemeyebiliriz. | "Neden bu şekilde hissediyorsun?" |
| Papağan Gibi Tekrarlama | Hastanın söylediğini sürekli tekrarlamak, çok mekanik görünebilir ve hastayı hayal kırıklığına uğratabilir. | Hasta: "Test sonuçlarıyla ilgili endişeliyim." <br> Hemşire: "Test sonuçlarıyla ilgili endişelisin." |
1.4. Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP)
Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP), genel hastane ortamında fiziksel hastalıkları olan bireylerin ruhsal ve psikososyal sorunlarını ele alarak biyopsikososyal bakımı bütünleştirmeyi amaçlayan bir uzmanlık alanıdır.
- KLP ve KLPH Tanımları:
- Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP): Tıbbın ve tıbbi hastalıkların psikiyatrisidir. Temel amacı, tıbbi bölümlerde psikiyatrik morbiditeyi engellemek, tanımak ve tedavi etmektir.
- Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Hemşireliği (KLPH): Psikiyatri hemşireliğinin bir üst uzmanlığıdır. Fiziksel hastalığı olan bireylerin ve ailelerinin ruhsal ve psikososyal sorunlarını tanımlar, tedavi ve bakımında rol alır.
- Rol Farklılıkları:
| KLP (Psikiyatrist) | KLPH (Hemşire) |
| Teşhis ve tedavi yapar. | Hastalara, ailelerine ve sağlık elemanlarına emosyonel destek sağlar. |
| Fonksiyonel ve organik bozukluklara eşlik eden psikiyatrik bozuklukların teşhisi ve psikotrop ilaç reçete etme ile uğraşır. | Ruh sağlığı desteği gereken hastaların ve sağlık elemanlarının problemlerinin daha fazla farkındadır. |
| Genellikle hukuksal konular için çağrılır. | Genellikle ölmek üzere olan hastalar ve ailelerine yardım için çağrılır. |
- KLP Hemşiresinin Rolleri: KLP hemşiresinin klinik rolü, iki temel işlev etrafında şekillenir:
- Konsültasyon: Bir danışanın (genellikle başka bir klinikteki sağlık personelinin) isteğine yanıt olarak, hastanın ruhsal durumunun uzman bir hemşire tarafından değerlendirilmesi ve tedaviye yönelik öneriler sunulmasıdır.
- Liyezon: Etkin işbirliği ve iletişimi artırmak amacıyla sağlık elemanları arasında düzenli bir ilişki kurma ve sürdürme anlamına gelir. Bu modelde hemşire, psikososyal sorunları erken saptamak ve ekip içi işbirliğini güçlendirmek için proaktif bir rol oynar.
Bu psikososyal temeller anlaşıldığında, hemşirenin bu bakımı sunabileceği tedavi edici ortamın nasıl şekillendirileceğini anlamak bir sonraki adımdır.
2. Tedavi Edici Ortam ve Hemşirenin Rolü
Tedavi edici ortam (terapötik milieu), ilk kez Maxwell Jones tarafından tanımlanmış olup, hastanın iyileşmesini destekleyen dinamik bir atmosferdir. Bu ortam, sadece fiziksel bir mekândan ibaret değildir; aynı zamanda hastanın kendini güvende hissettiği, sosyal becerilerini geliştirdiği ve terapötik hedeflere ulaşmak için tüm kaynakların ideal şekilde kullanıldığı bir yapı sunar.
2.1. Tedavi Edici Ortamın Özellikleri ve Unsurları
Terapötik bir ortamın oluşturulması, belirli özelliklerin ve unsurların bilinçli olarak yönetilmesini gerektirir.
- Temel Özellikler:
- Demokrasi: Hastaların karar alma süreçlerine katılımının teşvik edildiği bir yönetim anlayışıdır.
- Katılımcılık: Hastaların tedavi planlarına ve birim yönetimine aktif olarak katılması hedeflenir.
- Toplumsallık: Hastaların birbirleriyle ve personelle ilişkilerini geliştirerek sosyal becerilerini artırmaları desteklenir.
- İnsancıllık: Her bireyin biricikliğine ve saygınlığına değer verilir, bireysel gereksinimler ön planda tutulur.
- Temel Unsurlar:
- Güvenlik / Emniyet: Hastaların, çalışanların ve ziyaretçilerin fiziksel ve psikolojik tehlikelerden korunmasıdır. Bu, kesici aletlerin uzaklaştırılması ve ilaç güvenliğinin sağlanması gibi somut önlemleri içerir.
- Yapılandırılmış Ortam: Birimin fiziksel yapısı, kuralları, görev dağılımı ve grup aktiviteleri gibi unsurlarla hastaya öngörülebilir ve düzenli bir çevre sunar.
- Normlar: Şiddet içermeyen tutum, bireyselliğe saygı ve kişisel sorumluluk alma gibi ortamda beklenen davranış standartlarıdır.
- Sınırlar: Ortamda kabul edilebilir ve edilemez davranışları net bir şekilde belirleyerek hem hastalar hem de personel için güvenli bir çerçeve oluşturur.
- Denge: Hastanın bağımsız ve bağımlı davranışları arasında sağlıklı bir denge kurmasına yardımcı olmaktır.
- Esneklik / Değişebirlik: Ortamın kurallarının ve düzenlemelerinin, hastaların bireysel ihtiyaçlarına göre sürekli olarak gözden geçirilmesi ve uyarlanmasıdır.
Hemşireler, tedavi edici ortamın "şekillendiricisi, yöneticisi ve kullanıcısıdırlar." Bu nedenle, klinik ortamın terapötik ya da non-terapötik oluşu, büyük ölçüde hemşirelerin bu unsurları yönetme becerilerine bağlıdır.
3. Ruhsal Durum Değerlendirmesi
Ruhsal durum değerlendirmesi, hastanın mevcut psikiyatrik durumunu sistematik olarak anlamak, belirtileri tanımlamak ve doğru hemşirelik tanılarını koymak için vazgeçilmez bir araçtır. Bu değerlendirme, hemşireye hastanın düşünce, duygu ve davranış dünyasına dair bütüncül bir bakış açısı sunarak, bireyselleştirilmiş bir bakım planı oluşturmanın temelini atar.
3.1. Değerlendirmenin Ana Başlıkları ve İlgili Terminoloji
Ruhsal durum değerlendirmesi, belirli alanların sistematik olarak incelenmesini içerir.
- Genel Görünüm:
- Konuşma Bozuklukları:
- Logore: Kesintisiz, kontrol edilemeyen aşırı konuşma (Mani, şizofreni, demans ve konfüzyonda görülür).
- Kelime Salatası: Anlamsız kelimelerin birbiri ardına sıralanması.
- Mutizm: Hiç konuşmama durumu (Şizofreninin katatonik tipinde ve bilinç bulanıklığında görülür).
- Neolojizm: Kişinin kendine özgü, yeni kelimeler uydurması (Şizofrenide görülür).
- Perseverasyon: Yeni bir uyarana rağmen önceki uyarana takılıp kalma ve aynı yanıtı sürdürme (Bilişsel bozukluklarda ve katatonide görülür).
- Ekolali: Karşısındakinin sözlerini anlamsız bir şekilde tekrarlama.
- Duygu İfadesi:
- Öfori: Aşırı derecede neşeli olma durumu (Mani, şizofreni ve madde kullanım bozukluklarında görülür).
- Apati (Duyumsamazlık): Daha önce coşku uyandıran durumlara karşı ilgisizlik ve duyarsızlık (Şizofrenide sık görülür).
- Anhedoni: Hiçbir şeyden zevk alamama durumu.
- Konuşma Bozuklukları:
- Kognitif Fonksiyonlar:
- Bilinç Düzeyleri: Bireyin kendinden ve çevresinden haberdar olma durumudur.
- Letarji: Uykuya eğilim hali; hasta kolaylıkla uyanır.
- Stupor: Ağrılı uyarana verilen yanıtların tam olmadığı, çevresel farkındalığın azaldığı durum.
- Semi koma: Ağrılı uyaranlara organize olmayan yanıtların verildiği, uyandırılamayan durum.
- Derin koma: En ağrılı uyaranlara bile yanıt alınamayan durum.
- Yönelim (Oryantasyon): Kişinin, kim olduğu (kişiye), nerede olduğu (yere) ve hangi tarihte olduğu (zamana) konusundaki farkındalığıdır.
- Algı Bozuklukları:
- Hallüsinasyon (Varsanı): Herhangi bir dış uyaran olmaksızın ortaya çıkan, gerçekmiş gibi algılanan bir durumdur (örn: işitsel, görsel).
- Depersonalizasyon: Bireyin kendini, bedenini değişik ve gerçek değilmiş gibi algılamasıdır.
- Derealizasyon: Çevrenin değişik ve gerçek değilmiş gibi algılanmasıdır.
- Yargılama ve İçgörü:
- Yargılama: Olaylardan doğru ve gerçeğe uygun sonuçlar çıkarma yeteneğidir.
- İçgörü: Bireyin psikiyatrik bir bozukluğunun farkına varması ve hasta olduğunu kabul etmesidir.
- Bilinç Düzeyleri: Bireyin kendinden ve çevresinden haberdar olma durumudur.
- Düşünce İçeriği Bozuklukları (Sanrılar):
- Sanrı (Delir, Hezeyan): "Gerçeğe uymayan ve mantıklı açıklama ile değiştirilemeyen inançlardır."
- Sanrı Çeşitleri:
- Büyüklük (Grandiyöz) Sanrısı: Kişinin özel güçlere, yeteneklere sahip olduğuna veya ünlü bir kişi (kral, peygamber) olduğuna inanmasıdır.
- Erotomanik Sanrı: Genellikle ulaşılması güç birinin kendisine aşık olduğuna inanmasıdır.
- Perseküsyon (Kötülük görme) Sanrısı: Başkalarının kendisine kötülük yapmak için bir araya geldiğine, izlendiğine veya telefonlarının dinlendiğine inanmasıdır.
- Nihilistik Sanrı: Kendi bedeninin bir kısmının veya dünyanın yok olduğuna dair inançtır (örn: "İç organlarım yok.").
- Referans (Alınma) Sanrısı: Çevredeki ilgisiz olayları (TV'deki bir konuşma, insanların öksürmesi) kendisiyle ilişkili olarak yorumlamasıdır.
- Davranış:
- Eksitasyon (Taşkınlık): Anlamlı ya da anlamsız, durmak bilmeyen, yorulmayan hareketlilik durumudur.
- Ajitasyon: Engellenemeyen, saldırganlıkla birlikte olan taşkınlık durumudur.
Bu değerlendirmeler, hastanın mevcut durumu hakkında kritik veriler sunarak bütüncül bir hemşirelik bakım planı oluşturmak için temel oluşturur.
4. Duygudurum Bozuklukları ve Hemşirelik Yaklaşımları
Duygudurum bozuklukları, bireyin duygusal yaşamında derin çöküşlerden (depresyon) aşırı taşkınlıklara (mani) uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu bozukluklar, sadece kişinin duygusal durumunu değil, aynı zamanda düşünce süreçlerini, davranışlarını ve fizyolojik işlevlerini de etkileyerek yaşam kalitesi ve işlevselliği üzerinde ciddi bozulmalara yol açar.
4.1. Depresyon Bozuklukları
Depresyon, "derin üzüntü veren bir duygudurum içinde düşünme, konuşma ve de hareketlerde yavaşlama ve durgunluk" ile karakterize bir durumdur. DSM-5'e göre bir Yeğin (Majör) Depresyon Dönemi tanısı için en az iki hafta boyunca aşağıdaki belirtilerden en az beşinin bulunması gerekir ve bu belirtilerden en az biri çökkün duygudurum veya ilgi kaybı/zevk alamama olmalıdır:
- Çökkün duygudurum
- İlgi kaybı veya zevk alamama (anhedoni)
- Belirgin kilo değişikliği veya iştah artışı/azalması
- Uykusuzluk veya aşırı uyuma
- Psikomotor yavaşlama veya ajitasyon
- Bitkinlik, enerji kaybı
- Değersizlik veya aşırı suçluluk duyguları
- Odaklanma güçlüğü veya kararsızlık
- Yineleyici ölüm veya intihar düşünceleri
- Temel Kavramlar:
- Anhedoni: Eskiden zevk alınan aktivitelere karşı isteksizlik ve zevk alamama durumudur.
- Euthymia: Bireyin duygudurumunun normal sınırlar içinde dalgalanma gösterdiği, patolojik olmayan ruh halidir.
- Etiyolojik Kuramlar:
- Bilişsel Kuram: Depresyonu, bireyin olumsuz düşünce kalıplarıyla açıklar. Bunlar; olumsuz kendilik algısı ("Ben kötü olduğum için işler kötü"), geçmişin olumsuz yorumlanması ("Her şey her zaman kötüydü") ve gelecekle ilgili olumsuz görüştür (başarısızlık beklentisi).
- Davranışçı Kuram: Seligman'ın "Öğrenilmiş Çaresizlik" modeline göre, bireyin olayları kontrol edemeyeceğine dair inancı, pasif ve depresif davranışlara yol açar.
- Tedavi Yaklaşımları: Antidepresan ilaçlar, depresyon tedavisinin temelini oluşturur.
| İlaç Sınıfı | Etki Mekanizması | Önemli Yan Etkiler/Notlar |
| SSRI (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri) | Serotoninin sinaptik aralıktaki aktivitesini artırmak için serotonin geri alımını inhibe eder. | Huzursuzluk, ağız kuruluğu, bulantı, baş ağrısı, cinsel sorunlar, kilo artışı. Genellikle ilk tercih edilen gruptur. |
| Trisiklik Antidepresanlar | Noradrenalin ve serotoninin geri alımını bloke ederek işlevsel aktivitelerini artırır. | Ağız kuruluğu, kabızlık, baş dönmesi, kilo artışı ve kalp üzerine etkileri (kardiyotoksisite) nedeniyle dikkatli kullanım gerektirir. |
| MAOI (Monoaminoksidaz İnhibitörleri) | Noradrenalin ve serotonini yıkan monoamin oksidaz enzimini inhibe ederek bu nörotransmitterlerin düzeyini artırır. | Hipertansif Kriz Riski: Tiramin içeren yiyeceklerle (bekletilmiş peynir, salam, turşu, muz) etkileşime girerek kan basıncında tehlikeli yükselmelere neden olabilir. Katı diyet kısıtlamaları gerektirir. |
- Diğer Tedaviler:
- EKT (Elektrokonvülsif Terapi): Beyne kontrollü elektriksel uyarı verilerek nörotransmitter dengesinin yeniden düzenlenmesini sağlayan, özellikle ilaca dirençli ve ağır depresyon vakalarında etkili bir tedavi yöntemidir.
- Fototerapi: Özellikle mevsimsel depresyonda, belirli bir süre boyunca parlak ışık kaynağına maruz bırakılarak uygulanan bir tedavi yöntemidir.
- Transkranial Manyetik Uyarı (TMU): Beynin prefrontal korteks gibi depresyonla ilişkili bölgelerindeki serotonin eksikliğini manyetik alanlar kullanarak düzenlemeyi amaçlayan non-invaziv bir tedavi yöntemidir.
- Vagal Sinir Stimülasyonu: Cerrahi olarak yerleştirilen bir cihaz aracılığıyla vagus sinirinin uyarılması prensibine dayanan bir tedavi yöntemidir.
4.2. Bipolar Bozukluklar
Bipolar bozukluk, bireyin duygudurumunda mani (veya hipomani) ve depresyon dönemleri arasında aşırı dalgalanmalarla seyreden kronik bir hastalıktır. Bu dalgalanmalar bireyin işlevselliğini ciddi şekilde bozar.
- Temel Kavramlar ve Tipler:
- Mani: Aşırı neşeli, coşkulu veya öfkeli bir duygudurum, artmış enerji, hızlanmış düşünce ve konuşma ile karakterize bir dönemdir.
- Hipomani: Maninin daha hafif bir formudur. Belirtiler daha az şiddetlidir, psikotik özellikler görülmez ve hastaneye yatış gerektirmez.
- Öfori: Aşırı neşe ve coşku halidir.
- Bipolar I Bozukluğu: Tanı için yaşam boyu en az bir mani dönemi geçirilmesi gerekir. Bu döneme majör depresyon dönemleri eşlik edebilir veya etmeyebilir.
- Bipolar II Bozukluğu: Tanı için en az bir hipomani dönemi ve en az bir majör depresyon dönemi geçirilmesi gerekir. Birey hiçbir zaman tam bir mani dönemi yaşamamıştır.
- Siklotimi: En az iki yıl boyunca, tam tanı kriterlerini karşılamayan çok sayıda hipomani ve depresyon belirtilerinin yaşandığı kronik bir durumdur.
- Manik Dönem Belirtileri:
- Logore: Durdurulamayan, aşırı konuşma.
- Fikir Uçuşması: Çağrışımların hızlanması nedeniyle düşüncelerin konudan konuya atlaması.
- Basınçlı Konuşma: Araya girilemeyen, yüksek sesli ve hızlı konuşma.
- Distraktibilite: Dikkatin çevresel uyaranlarla kolayca dağılması.
- Tedavi:
- Lityum: Bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan temel duygudurum dengeleyicisidir. Hem manik hem de depresif dönemleri önlemede etkilidir.
- Lityum Toksisitesi: Lityumun terapötik kan düzeyi (0.4-1.2 mmol/lt) ile toksik düzeyi (1.5 mmol/lt üzeri) birbirine çok yakındır. Bu nedenle düzenli kan düzeyi takibi kritik öneme sahiptir. Toksisitenin erken belirtileri arasında sersemlik, bulantı, kusma, şiddetli ishal ve kas zayıflığı yer alır.
Duygudurum bozukluklarının yönetimi, hastanın dengesinin bozulduğu ve alışılmış baş etme mekanizmalarının yetersiz kaldığı kriz durumlarına doğru müdahaleyi bilmeyi gerektirir.
5. Kriz Durumu ve Hemşirelik Süreci
Kriz, bireyin alışılagelmiş baş etme mekanizmalarının yetersiz kaldığı, psikolojik dengenin bozulduğu bir dönüm noktasıdır. Caplan'ın tanımıyla kriz, "kararlı bir denge durumunun bozulması" olarak ifade edilir. Bu durum, birey için hem ciddi bir tehlike ve dezorganizasyon riski taşır hem de etkili bir müdahale ile yeni baş etme becerileri kazanma ve kişisel büyüme için bir fırsat sunar.
5.1. Krizin Evreleri ve Belirtileri
Kriz süreci genellikle öngörülebilir bir seyir izler ve bu süreçte birey belirli belirtiler gösterir.
- Caplan'ın Dört Evresi:
- Evre 1: Birey, karşılaştığı sorunu çözmek için her zaman kullandığı baş etme stratejilerini dener ancak bu stratejiler sorunu çözmede yetersiz kalır.
- Evre 2: Alışılagelmiş baş etme yöntemlerinin başarısız olmasıyla anksiyete artar. Birey, sorunu çözmek için yeni denemeler yapar ve çaba gösterir.
- Evre 3: Anksiyete panik düzeyine ulaşır. Birey, ya baş etme çabalarından vazgeçer ya da sorunu çözmek için bütün iç ve dış kaynaklarını (acil durum mekanizmalarını) seferber eder.
- Evre 4: Eğer problem çözülemezse, kişilikte dezorganizasyon veya duygusal bir yıkım yaşanır. Problem çözülürse, birey eski gücüne kavuşur, hatta daha güçlü hale gelebilir.
- Krizin Belirtileri: Kriz yaşayan bir bireyde çeşitli alanlarda belirtiler görülebilir:
- Genel Görünüm: Telaşlı, şaşkın, ajite bir görünüm; ellerde ve bedende titreme.
- Duygulanım: Panik düzeyinde anksiyete, öfke, ağlama nöbetleri ve çökkün duygudurum.
- Bilişsel: Dikkat dağınıklığı, algılama bozuklukları, karar vermede güçlük.
- Fizyolojik: Titreme, taşikardi, kan basıncında yükselme, uykusuzluk veya aşırı uyku.
5.2. Kriz Türleri
Krizler, tetikleyici olayların doğasına göre iki ana grupta incelenebilir:
- Yaşam Değişikliği Krizleri: Bireyin yaşam döngüsü içindeki normal veya beklenmedik geçiş dönemlerinde ortaya çıkan krizlerdir.
- Gelişimsel: Ergenlik, mezuniyet gibi doğal yaşam evreleri.
- Durumsal: Ciddi bir hastalık tanısı alma, statü kaybı, kaza.
- Varoluşsal: Hayatın anlamını sorgulama gibi içsel çatışmalar.
- Travmatik Krizler: "Birden ortaya çıkan acı verici, psişik durumu, sosyal kimliği, iyilik halini tehdit eden durumlardır." Yakının ani ölümü, cinsel saldırı, doğal afetler veya hastalıklar bu tür krizlere örnektir.
5.3. Krize Müdahale ve Hemşirelik Süreci
Krize müdahalenin temel amacı; kişinin gerginliğini azaltmak, kriz öncesi işlevsellik düzeyine dönmesini sağlamak ve mevcut durumla baş edebilmesi için daha etkin mekanizmalar geliştirmesine yardımcı olmaktır. Krize müdahale stratejileri, sistematik yapısı itibarıyla hemşirelik sürecine benzer.
- Müdahale Aşamaları:
- Problemin Tanımlanması: Hastanın krizde olup olmadığının, krizi tetikleyen olayın ve mevcut destek kaynaklarının değerlendirilmesi.
- Planlama: Krizin etkilerini en aza indirmeye odaklanan, gerçekçi ve ulaşılabilir hedeflerin belirlenmesi.
- Müdahale: Belirlenen plan doğrultusunda, hastanın durumu anlamasına, duygularını ifade etmesine ve yeni baş etme yöntemleri öğrenmesine yardımcı olacak girişimlerin uygulanması.
- Değerlendirme: Müdahalenin etkinliğinin, hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığının ve krizin çözülüp çözülmediğinin (uykusuzluğun azalması, olumlu duygu ifadesinin artması gibi ipuçlarıyla) değerlendirilmesi.
- Geleceğe Yönelik Plan Oluşturma: Bireyin gelecekteki olası krizlerle daha hazırlıklı ve güçlü bir şekilde baş etmesini sağlayacak stratejilerin belirlenmesi.
- İlgili Hemşirelik Tanıları: Kriz durumlarında sıklıkla kullanılan iki temel hemşirelik tanısı şunlardır:
- Etkisiz Başetme:
- Tanımlayıcı Veriler: Baş edememenin sözel olarak ifade edilmesi, savunma mekanizmalarının uygun olmayan şekilde kullanılması, stresörlerle ilgili güçlük yaşandığının bildirilmesi, madde kullanımı.
- Beklenen Sonuç Kriterleri: Bireyin baş etme stratejilerini uygulamak için güçlü olduğu duygusunu sözel olarak ifade etmesi; ne yapması gerektiğini ve durumu nasıl yöneteceğini planlayabilmesi.
- Güçsüzlük:
- Tanımlayıcı Veriler: Yaşam şeklini, amaçlarını olumsuz olarak etkileyen durumu kontrol edememe hakkında açık ya da örtülü olarak doyumsuzluk ifade edilmesi; ilgisizlik, öfke, saldırganlık, anksiyete.
- Beklenen Sonuç Kriterleri: Bireyin kontrol duygusunu ifade etmesi.
- Etkisiz Başetme: